Gökçeada Kültürü

Mitolojide İmroz

Gökçeada’nın antik adı İmroz, pre-helenik tarım tanrısı Imbrasos’tan gelir. Ada Imbrassos’un bolluk diyarı olarak bilinir. İmroz’un adı, İlyada Destanı içinde birçok kez geçer. M.Ö. 1200’lü yıllarda yaşandığı varsayılan Troya Savaşı’nı konu alan destanda Gökçeada’dan “kayalık” olarak söz edilir. Homeros İmroz’u vahşi ve dalgalı olarak tanımlar. İki vadiyi birbirinden ayıran geniş sırtlar ve düzlükler Homeros’a denizin neşesini ve coşkusunu anımsatır.

Gökçeada ve 13 deniz mili uzağındaki Semadirek Ada’sı arasındaki deniz çok derindir. Eski çağlarda, iki ada arasındaki gizemli

derinliğin, İlyada Destanı’nında belirtildiği gibi, Akhilleus’un annesi, su tanrıçası “gümüş ayaklı” Thetis’in sarayını sakladığına inanılırdı. Gökçeada’da biri Kefalou Körfezi ve diğeri Alykes’de olmak üzere iki doğal liman bulunmaktadır. Bu iki doğal limanın, gemileri deniz tanrısı Poseidon’un öfkesinden koruduğuna inanılırdı. Yunan Mitolojisi’ne göre Poseidon’un kanatlı atlarının ahırları İmroz ile Tenedos (Bozcaada) arasındaki derinliklerde bulmaktaydı.1

1 CittaSlow Gökçeada, ÇOMÜ GUBY yayını, T.C. Güney Marmara Kalkınma Ajansı’nın desteklediği “Cittaslow Gökçeada ve Eko-gastronomi Kültürünün Ulusal-Uluslararası alanda Tanıtılması Projesi” kapsamında hazırlanmıştır.

Gökçeada Tarihi

Gökçeada’ya geçmişte, Latinler Imbros ya da Imvrus adını vermişlerdir. Tarih boyunca bu isimler bazı değişikliklere uğramış, İtalyanların da etkisiyle Embaro ya da Lembro olarak da belirmiştir.1 Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından yürütülen kazı çalışmaları sonucunda elde edilen verilere göre, Ada’da yerleşimin günümüzden 5000 yıl öncesine uzandığı anlaşılmıştır.2 Araştırmalar sonucunda Yeni Bademli’de en yoğun iskanın Erken Bronz Çağı’nda gerçekleşmiş olduğu görülmüştür. Orta Bronz Çağı’na ait bulguların saptanmadığı bu yerleşmede, Geç Bronz Çağı’na işaret eden yüzeyleri yalın bırakılmış ve bezemeli olan Miken dönemi keramik örnekleri ele geçirilmiştir.3

M.Ö. 2000 yıllarında Orta Asya’dan göç eden Akalar (Pelasglar) önceleri Yunanistan ve İtalya’ya ardından Ege Denizi’ndeki Limni, Imbros ve Semadirek adalarına yerleşmişlerdir.4 M.Ö. 500’lü yıllarda adaya gelen Akalar, kıyıyı surlarla çevirerek kendilerini koruma altına almış ve buradan geçen gemilerle ticaret yapmışlardır.5 Tarihte Imbros’a dair en eski kayıt, Lemnos’la beraber adanın İ.Ö. 512 yılında Pers kumandan Otanes’e teslim oluşu hakkındadır. Dolayısıyla bu tarihlerde ada Pers egemenliğinde kalmıştır. Ardından Atinalılar Imbros’u geri almışlar ve adaya Atinalıları yerleştirerek, burayı koloni haline getirmişlerdir.6Ada, Atinalılar ve Persler arasında M.Ö. 448 de yapılan Antalkidas barışı neticesinde, Roma egemenliğine kadar Atina’da kalmıştır. M.Ö. 215-168 yılları arasında 47 yıl süren Makedonya savaşları sonucunda Roma’nın bütün Makedonya’yı ve Ege’yi işgal etmesiyle ada Roma egemenliğine girmiştir.7 Ada, 1204’te Latinler tarafından Bizans’ın istila edilmesiyle birlikte, Gelibolu Dukalığı’na bağlanarak Cenevizlilerin kontrolüne girmiştir, kısa süreli el değiştirmeler sonucu 1470 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Fatih Sultan Mehmet adada ikamet eden topluluğun eskiden olduğu gibi yaşamasına izin vermiş, düzenli vergi vermelerini ve tayin edilen bir kişinin Ada idaresinden sorumlu olmasını istemiştir. Bundan sonraki dört yüzyıl içinde; Osmanlı İmparatorluğu Venediklilerle üç savaş yapmış, Gökçeada açıkları, özellikle 17. yüzyıl ortalarında Girit Savaşı sebebi ile Venedik donanması ile yapılan mücadelelere sahne olmuştur. Gökçeada bazen Osmanlı bazen Venedik hükümdarlığına girmiştir.

Balkan Savaşları sırasında, Kefaloz açıklarında, İmroz Deniz Savaşı gerçekleşmiştir. Gökçeada Balkan savaşları sonucu, Yunanistan’ın egemenliğine girmiş, 1. Dünya Savaşı yıllarında İngilizler tarafından deniz ve hava üssü olarak kullanılmıştır. 1923 yılında Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye topraklarına katılmıştır.8

1923 Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesinden İstanbul ve Bozcaada Rumları gibi İmroz Rumları da muaf tutulmuştur. 1949 tarihinde Karadeniz Bölgesi’ndeki heyelan sebebiyle devlet teşvikiyle adaya göç edenlere ek olarak 1970’li ve 1980’li yıllarda yine çeşitli nedenlerle, Muğla, Burdur, Isparta, Çanakkale ve Karadeniz Bölgesi’nden insanlar adaya göç etmiş ve burada yeni köyler kurulmuştur. 1964 yılında patlak veren Kıbrıs krizinden dolayı yapılan yasal değişiklikler, adadaki Rumların İstanbul’a veya Türkiye dışına göçünün başlangıcı olmuştur. 1970’li ve 1980’li yıllarda da göç devam etmiş, böylece 1964 yılından itibaren demografik yapı ciddi biçimde değişmiştir.

Yunanca olan İmroz adı, 29 Temmuz 1970 tarih ve 8479 sayılı Bakanlar Kurulu kararnamesi ile Gökçeada olarak değiştirilmiştir.

1 Yurtseven, H..R. 2006a. Slow Food ve Gökçeada: Yönetsel Bir Yaklaşım, Detay Yayıncılık, 1. Baskı, ISBN: 975-8969-58-7, Yayıncı No: 05-06-0395-HY-150, Ankara.
2 www.gokceadaimroz.com
3 Hüryılmaz, H. 2006. “Gökçeada Yeni Bademli Höyük’te Kent Organizasyonu ve Yönetimi”, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi www.E-Sosder.com ISSN:1304-0278 Güz -2006 C.5 S.18(30-43) 30.
4 Aziz, A. (1973). Gökçeada Üzerine Toplumsal Bir İnceleme, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 28, Sayı. 1, s. 86, Mart-Haziran, Ankara.
5 Yurtseven, H. R. (2006). Gökçeada: Sıradan İnsanların Öyküleri. s.3, Detay Yayıncılık, 1. Basım: Ankara.
6 Özbek, Ç. (2008). Antik Çağda Gökçeada. Gökçeada Değerleri Sempozyumu, Bildiri Kitabı, s. 60, Ağustos: Çanakkale.
7 www.gokceada.gov.tr
8 Erol Duran, Sürdürülebilir Turizm Kapsamında Toplumsal ve Kültürel Kimliğin Korunması: Gökçeada Örneği, s.82, Danışman Yrd. Doç. Dr. Ebru Günlü, Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Turizm İşletmeciliği Anabilim Dalı, Doktora Tezi, 2009

Gökçeada Mimarisi

Gökçeada’nın mimari açıdan en büyük zenginliği Rum yerleşimleridir. Rum yerleşim alanları Ege adalarına özgü geleneksel bir kimlik sunmaktadır. Köylerde kamusal alanlar ve sokak yaşamı önemlidir. Konutlar, ticari ve sosyal amaçlı oluşturulan mekanlar geleneksel dokuyu yansıtmaktadır. Gökçeada’da yer alan geleneksel yerleşimlerde; sokaklar köy meydanı ile son bulmakta ve köylerde ortak olarak, taş evler, kilise, okul, meydan, çamaşırhane, zeytinyağı ve sabun imalathaneleri, kahvehaneler bulunmaktadır.1

Adada yer alan geleneksel konutlar, basit prizmatik formları, yapım teknikleri, sade cephe düzenleri ve iç mekân organizasyonları ile homojen dokular oluşturmaktadır. Genellikle avlulu olarak düzenlenen yapılar iki katlıdır. İki katlı yapıların zemin katı, dam ya da depo olarak kullanılmaktadır. İki kat tek bir iç mekân oluşturmaktadır.2

Çamaşırhaneler ada geleneğinde önemli bir yere sahiptir. Geçmiş yıllarda, her köyün özel bir çamaşır yıkama günü olmakta ve kadınlar arasında aynı zamanda haberleşme ve yiyecek-içecek sunma günü olarak geçmekteydi.3 Çamaşırhaneler mevcut çeşmelerin yanına yapılmıştır. Çeşmelerin üzerinin ahşap çatılarla kapatılması ile oluşturulan yarı açık çamaşırlık mekânlarının örnekleri Eski Bademli Köyü’nde görülmektedir. Çamaşırlıklar, Dereköy, Tepeköy ve Zeytinliköy’deki örnekleri gibi büyük kapalı mekanlar olarak da düzenlenebilir. Bu mekânlarda çamaşır yıkamak için taşlar, suyun akması için kanallar, ocaklar ve nişler yer almaktadır.4

Özgün yapı ve sokak özelliklerini belirli bir oranda kaybeden ilçe merkezinde Panagia ve Barbara (Varvara) kiliseleri, Merkez Camii ve iki çamaşırhane günümüze kadar ulaşmıştır. Bunlardan Panagia Kilisesi narteksli bir yapı olup, beşer ahşap destekle üç nefe ayrılmaktadır. Sütunların üzeri alçı ile sıvalıdır. Sütun başlıklarında işlenmiş sık yaprak motiflerinden oluşan kompozisyon iri volütlerin arasındadır. Metropolit kürsüsü dışında, ikonostasis de bol altın yaldızlı boyaması ile dikkati çekmektedir. İkonostasis alınlığı üzerindeki çift başlı kartal motifinin altındaki 1835 tarihi, kilisenin inşa edildiği yılı belirtmektedir.5

İlçe merkezinin ikinci dini yapısı Agia Barbara Kilisesi’dir. Kilisenin güneydoğusunda, dış duvara kabartma olarak yazılmış 1838 tarihi, kilisenin yapım yılına işaret etmektedir. Panagia Kilisesi gibi ahşap örtülü olan Barbara Kilisesi de üç nefli, ahşap destekli ve dışa taşan yarım daire biçimli apsislidir. Orta alınlığı üzerinde Yunanca “yaptıklarını ve bu kutsal yeri koru azizim (İsa)” yazısı okunmaktadır.6 Bu kilisenin karşısındaki bir set üzerinde kurulmuş olan çeşme, kilisenin inşa tarihinden daha sonra yapılmıştır ve adanın tescilli kültür varlıkları arasındadır.7

Çınarlı mahallesinde yer alan 1813 tarihli Merkez Camii dönemin mimari özelliklerini yansıtan minaresi, çevre düzenlemesiyle uyum içindedir. Yine merkezde yer alan ve mevcut dokuyla uyumlu görünen, Fatih Camii 1960 yılında inşa edilmiş ve ibadete de 1967 yılında açılmıştır.

Kaleköy’de Küçük Kilise olarak da anılan Agios Nikolaos Kilisesi, yazıtlı taş bloklarla inşa edilen tarihi çeşme ve Agia Marina Kilisesi arkeolojik sit alanlarıdır. Söz konusu kiliselerin ikisi de günümüzde kullanılmamaktadır. Bunlardan Agia Marina Kilisesi, eskiden adadaki

tüm kiliseler arasında metropol olma sıfatını taşımıştır. Adını Agios Nikolaos Kilisesi’nden alan Nikolaos koyundaki (Kalekoy) eski mendirek kalıntıları ise bugünkü liman çalışmalarına temel oluşturmuştur.8 Gökçeada Kalesi adanın geçmişteki ilk limanı olan Kaleköy Limanı’nı korumak amacıyla hakim bir tepede kurulmuştur. Yıkık durumda olan kale, Bizans ve Ceneviz yapı özelliğini göstermektedir. Kale ve çevresi 1. derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmiştir.9

Eski Bademli’de Meryem Ana Kilisesi’nden başka, 1965 yılından beri kapalı kalan bir Cumhuriyet dönemi ilkokulu bulunmaktadır. Bu okul 2004 yılında onarılmaya başlanmıştır. Zeytinli’de bugün adanın en eski kilisesi olan Agios Georgios Kilisesi köy meydanının hemen yanında yer almaktadır. Kilisenin çan kulesi güneybatı köşededir. İkonostasisi üzerinde resimlerin yer aldığı bu kilise1834 tarihinde inşa edilmiş ve 1928 yılında da onarım görmüştür. Dereköy mimar ve şehir planlamacıları için adeta bir laboratuar konumundadır, taş evleri, dar ve eğimli sokaklarıyla sessizliğini korumaktadır.
Dereköy’ün yukarı kilisesi büyük ve bakımlıdır. Panagia adıyla anılan bu kilise, çan kulesinden inen merdivenlerle önyüzün sağından da girişe bağlanan avlulu bir yapıdır. Kilise içindeki sütun ve başlıklar alçıyla kaplanarak çeşitli motiflerin işlenebileceği duruma getirilmiştir. Başlıklar üzerinde geometrik düzenlemeler ve bazı monogramlar dışında, destekleri bağlayan basık kemer ayaklarında panolar içinde aziz ve havari resimleri, orta nefin örtüsünün ortasında elips bir çeviriyle sınırlandırılmış İsa figürünün yer aldığı tespit edilmiştir.10 Bir ikonada okunan 1848 tarihi, yapının inşa edildiği yıl olarak kabul edilmektedir.

Dereköy’ün Agia Maria adıyla bilinen aşağı kilisesinin inşa tarihi 18. yüzyılın ilk yarısına denk düşmektedir43. Adanın diğer kiliseleri gibi üç nefli ve narteksli bir mekan düzenlemesine sahip olan bu kilisenin çan kulesi yenilenmiştir. Dereköy’ün bu en eski kilisesinde, ikonalardan başka görkemli bir İero ve İkonostasis de bulunmaktadır.11

1 Lerzan Yetim Erdinç, Gökçeada ve Bozcaada’nın Doğal ve Kültürel Peyzaj Özelliklerinin Belirlenmesi Koruma ve Geliştirme Olanakları, Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Peyzaj Mimarlığı Anabilim Dalı, Danışman: Prof. Dr. Mükerrem ARSLAN, Doktora Tezi, s.185
2 Ağaryılmaz, İ. ve Polat, E.O. 2005. Gökçeada Yerleşim Yerleri ve Mimarisi. Gökçeada Kitabı, s: 93-126, Gökçeada Belediyesi Yayınları, ISBN: 975-92501-0-1, Gökçeada. Ayrıca bk. Turhan, A. 1997. “Gökçeada Sivil Mimari Örnekleri Cephe Analizleri”, Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri enstitüsü, Yüksek Lisans tezi, Tez Danışmanı:Prof. Dr. Işık Aydemir, İstanbul.
3 Yurtseven, H..R. 2006, Sıradan İnsanların Öyküleri, Detay Yayıncılık, 1. Baskı, ISBN: 975-8969-62-5, Ankara.
4 Lerzan Yetim Erdinç, Doktora Tezi, s.190
5 Gökçeada Kitabı, Gökçeada Belediyesi Arşivi, s.10.
6 İLTER, F. 1994., Bazı Örneklerle Osmanlı Dönemi Mimarlığında XIX. Yüzyıl Ege Bölgesi Kiliseleri: Gökçeada (İmroz)-Ayvalık-Selçuk “ Şirince (Kırkıca) Köyü, XI. Türk Tarih Kongresi, Cilt V, 1987-2000. Ankara. İLTER, F. 1994. “Bazı Örneklerle Osmanlı Dönemi Mimarlığında XIX. Yüzyıl Ege Bölgesi Kiliseleri: Gökçeada (İmroz)-Ayvalık-Selçuk “ Şirince (Kırkıca) Köyü.” XI. Türk Tarih Kongresi, Cilt V, 1987-2000. Ankara.
7 Gökçeada Kitabı, Gökçeada Belediyesi Arşivi, s.10.
8 a.g.e., s.11.
9 Emecen, M.F. 2002., İmbros’tan İmroz ve Gökçeada’ya Bir Adanın Tarihi Geçmişi, s:53-68, Gökçeada Kitabı, Gökçeada Belediyesi Yayınları, ISBN: 975-92501-0-1, Gökçeada.
10 İLTER, F. 1994, Bazı Örneklerle Osmanlı Dönemi Mimarlığında XIX. Yüzyıl Ege Bölgesi Kiliseleri: Gökçeada (İmroz)-Ayvalık-Selçuk Şirince (Kırkıca) Köyü” XI. Türk Tarih Kongresi, Cilt V, 1987-2000. Ankara.
11 Gökçeada Kitabı, Gökçeada Belediyesi Arşivi, s.11-13

Ada Kültürü

Gökçeada’nın kültürü, içinde bulunduğu Kuzey Ege adalarının tarihsel mirası bağlamında değerlendirilmelidir. Kuzey Ege adaları batılı tarihsel insanlığın kültürel kökeni; felsefenin ve demokrasinin doğduğu ve geliştiği coğrafyadır. Sanatın birçok dalının geliştiği bu adalarda yaşayan uygarlıklar, çağdaş kültürel üretimleri etkilemeye devam etmektedir. Bir Kuzey Ege adası olarak Gökçeada, kırsal alanın özgün dokularından, dünya sanatının seçkin örneklerine, yöresel folklorun renklerine kadar tüm ziyaretçilerin hayran kalabileceği nitelikte kültürel hazinelere ev sahipliği yapmaktadır. Ada, kucak açtığı kültürel çeşitlilikten dolayı, farklı gelenek ve göreneklere, zengin sofra kültürüne, yaşam tarzına ve mimari dokuya sahiptir.1

Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izinleriyle, Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Gökçeada’da arkeolojik kazı çalışmaları yürütmüştür. Kazı çalışmaları sonucunda elde edilen verilere göre, adada yerleşmenin günümüzden 5000 yıl öncesine gittiği anlaşılmıştır.2 Büyükdere oluğundaki tek yerleşim yeri olan Yeni Bademli Höyüğü’nde gerçekleştirilen kazılar, Yeni Bademli’nin kentleşme sürecinin 1. Troia Devri kültürü ile benzeştiği görülmüştür.3 Bunun yanı sıra Gökçeada’nın farklı yerlerinde kazılmayı bekleyen yerleşim birimleri mevcut olup zengin arkeolojik değerler sunmaktadır.

Gökçeada, farklı etnik kökenden gelen, farklı kültürlerin bir arada yaşadığı zengin bir yaşam alanıdır. Gökçeada’nın özgün dokusunda Rum köylerinin ayrıcalıklı bir yeri vardır. 1975 yılına kadar köylerde ağırlıklı olarak Rumların yaşadığı, Türklerin ise ağırlıklı olarak merkezde ikamet ettikleri bilinmektedir.4 1965 yılında yarı açık cezaevinin kurulmasıyla nüfusun azalması dikkat çekmektedir. Kıbrıs Harekâtıyla birlikte 1975 yılında bu köylerin nüfusu daha da azalmıştır.5 Günümüzde Rum kökenli vatandaşlar mevcut eski beş Rum köyünden dördünde ikamet etmektedirler. Bunlar Bademli (Giliki), Dereköy (İskinik), Tepeköy (Agritya) ve Zeytinliköy (Ayatodori) dür. Diğer bir eski Rum köyü olan Kaleköy’e (Kastaro) ek olarak Yeni Bademli, Uğurlu, Eşelek ve Şirinköy adlı köyler devlet tarafından kurulmuş ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinden ve Bulgaristan’dan göç eden vatandaşlar buralara yerleştirilmiştir.6 İlk nüfuslandırma hareketi 1945 yılında Karadeniz bölgesinden getirilen 45 hane ile başlamıştır. Bu, adaya yapılan ilk toplu göçtür. Dereköy’e yerleştirilenlerin ailelerin, zaman içinde adadan ayrıldığı bilinmektedir. Yine de yıllar içinde iskân kanunu kapsamında kurulan bu köyler sayesinde adanın nüfusu belirgin biçimde artış göstermiştir.7

Özellikle ilk yerleşik halkın Rum asıllı olması, adada Hıristiyan-Ortodoks mezhebine inananların metropolit düzeyinde temsil edilmesi, dini törenlere verilen önemin artmasında etken olmuştur. Dini törenlerden sonra yapılan panayırlar birkaç gün sürmekte, ada

halkı arasında kültürel ilişkilerin yoğunlaşmasına ve kaynaşmaya sebep olmaktadır. Tepeköy’de, 15 Ağustos’ta başlayan Meryem Ana Bayramı “Panaiya” Gökçeada’nın kültürel çeşitliliğini gözler önüne serer. Adada Hıristiyanların inanç merkezleri olan dokuz kiliseden yedisi dini törenlere açıktır.8 Adanın en eski kilisesi olan Agios Georgios Kilisesi Zeytinliköy’de yer almaktadır. Bunun yanında adanın belli başlı yerlerinde bulunan şapellerin de ada kültüründe önemi büyüktür.

Gökçeada’da köy merkezlerinden uzak kırsal alanda, deniz kenarlarında şapeller vardır. Bunlar tüm adada dağınık halde bulunur. Bazıları yıkık, bazıları ise onarılmıştır. Kaleköy’de Ayios Promodos, Ayios Nikolos, Panayia Argata, Bademli’de Ayios Andreas, Ayios Floros halen görülebilecek şapeller arasındadır. Geçmişte, şapellerde yılda bir veya iki defa yapılan ayinlere tüm ada halkı katılır, yortular şenlik havasında geçermiş.

Gökçeada’nın Rum köylerinde her ailenin en az bir bağı vardır. Adada M.Ö. 2900 yılından bu yana bağcılık yapılır. Geçmişten günümüze Gökçeada’nın şaraplık üzümü olarak Kalabaki, Vasilaki ve Mavropali bilinmektedir. Kalabaki üzümünden yapılan şarap, Gökçeada şarabı olarak adlandırılır. Kahvehanelerinden mis gibi dibek kahvesi kokusu yükselen bu köyler tipik taş mimari evleri, çamaşırhaneleri ve kiliseleriyle büyülü mekanlardır.9

Gökçeada Belediyesi 1998 yılından beri her yıl Gökçeada Film Festivali’ni düzenlemektedir. Ayrıca yıl boyunca çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Cittaslow Gökçeada Eko-Gastronomi Kongresi, Slow Food festivali, Cittaslow Gökçeada Yavaş Pazar günü bunların başında gelmektedir.

1 Erol Duran, Sürdürülebilir Turizm Kapsamında Toplumsal ve Kültürel Kimliğin Korunması: Gökçeada Örneği, Danışman Yrd. Doç. Dr. Ebru Günlü, Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Turizm İşletmeciliği Anabilim Dalı, Doktora Tezi, 2009, s.96-97
2 www.gokceadaimroz.com
3 Hüryılmaz, H. (2002). Yenibademli Höyük: Kuzeydoğu Ege Deniz’inde Bir Erken Tunç Çağı Yerleşmesi. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 19, Sayı 1, s. 29-51
4 www.barbayorgo.com
5 Nazlı Uçar, Turizmin Kırsal Alana Etkisi: Gökçeada Örneği, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Antropoloji Anabilim Dalı’nda yüksek lisans Tezi, 2010, s.40.
6 http://www.iussp.org/Brazil2001/s80/otherposters-P01-Bozbeyoglu-pdf. 2009. Bozbeyoğlu, A. C., Onan, I. (2001). Changes In The Demographic Characteristics of Gokceada. IUSSP General Conference, 18-24, August, Salvador, Brazil.
7 Nazlı Uçar, Turizmin Kırsal Alana Etkisi: Gökçeada Örneği, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Antropoloji Anabilim Dalı’nda yüksek lisans Tezi, 2010, s.40.
8 Erol Duran, Sürdürülebilir Turizm Kapsamında Toplumsal ve Kültürel Kimliğin Korunması: Gökçeada Örneği, s.103.
9 CittaSlow Gökçeada, ÇOMÜ GUBY yayını, T.C. Güney Marmara Kalkınma Ajansı’nın  desteklediği “Cittaslow Gökçeada ve Eko-gastronomi Kültürünün Ulusal-Uluslararası alanda Tanıtılması Projesi” kapsamında hazırlanmıştır.

FreeGreatPicture.com-6228-grape-photo

Ada Ekonomisi ve Üretim

Gökçeada’nın ekonomik yapısı içinde yer alan sektörler; hizmet sektörü, zeytincilik, bağcılık, arıcılık, seracılık, organik tarım, hayvancılık ve balıkçılıktır. Ekonomik yapıyı etkileyen önemli bir diğer sektör ise turizmdir. Adanın doğal güzellikleri ve kültürel zenginlikleri turizmi yerli halk için gelir kaynağı haline getirmiştir.

Tarım

Tarıma ayrılan topraklarda yetiştirilen tahıl ürünlerinin başında buğday, arpa, yulaf ve mısır gelmektedir. Buğday, genellikle Güllü Dere’nin iki yakasının, Muca deresinin aşağı kesimlerinin ve Büyükdere ovasının hakim ürünüdür. Buğday, yamaçlara doğru seyrelmekte ve yerini arpa ile hayvan yemi amacıyla kullanılan yulafa bırakmaktadır.

Organik tarım

Ada olmasının getirdiği avantajları ve tertemiz toprağı ile Gökçeada, Tarım Bakanlığı tarafından ekolojik tarımsal üretim için pilot bölge olarak seçmiştir. 2002 yılında 14 üreticiyle uygulamaya başlanan “Gökçeada Kaymakamlığı Organik Tarım Projesi” organik zeytinyağı, organik bal ve organik sofralık ve şaraplık üzüm üretimi olmak üzere üç alanda proje geliştirmiştir. Gökçeada’da organik tarım çalışmaları ilk olarak zeytincilik alanında başlamıştır. Daha sonra sebze, meyve, hububat ve sanayi bitkilerinin organik tarım ile üretimi sağlanmıştır. Sadece Gökçeada’nın değil tüm ülkenin ekonomisine büyük bir katkı sağlayacak organik tarım adada giderek önem kazanmaktadır. Gökçeada’da organik tarım sertifikalı zeytinyağı üretimi yapan firmalar, ayrıca Türkiye çapında satış yapan bir organik süt, yoğurt ve peynir markası üretimde bulunmaktadır. Türkiye’nin ilk organik peynirini üreten ELTA-ADA işletmesi, oldukça büyük ve donanımlı tesis ve arazilere sahiptir. İşletme aynı zamanda üniversite ve enstitülere bedelsiz arazi tahsis ederek ada için önemli projelerin ve araştırmaların yapılmasına önayak olmuştur. Cittaslow Gökçeada “iyi, temiz, adil” gıda üretiminin dünya çapında önemli merkezlerinden biri olmaya adaydır.

Zeytincilik

Ada halkının çok önemli bir tarım faaliyeti de zeytinciliktir. Zeytinlikler, Zeytinliköy, Tepeköy ve Dereköy civarında yoğunlaşmaktadır. Değişimli olarak bir yıl fazla, ertesi yıl daha az mahsul veren ağaçların ürünlerinden zeytinyağı ve sabun imal edilmektedir. İlk işlemde elde edilen zeytinyağı ada içinde tüketilmekte, ikinci işlemde kazanılan yağlar ise daha çok ada dışına sevk edilmektedir. Asit derecesi % 5’ten fazla olan yağlar ada halkı tarafından yan ürün olarak sabun yapımında kullanılmaktadır. Normal ürünün elde edildiği 1960’lı yıllarda zeytinyağı üretimi 1.000 tonla sınırlı kalırken, ürünün bol olduğu yıllarda yağ kapasitesinin 3.000-4.000 tona ulaştığı bilinmektedir.1 Son yıllarda mevcut zeytinliklerin ıslahı, zeytin üretimi kapasitesini 4.000-6.000 tona yükseltmiştir. 1998 yılında dikilen 70.000 fidanın verimli dönemlere geçmesiyle, zeytin üretiminin 8.000-10.000 tona ulaşması beklenmektedir.2 Günümüzden 40 yıl önce Dereköy ve Tepeköy’de üçer, Çınarlı ve Zeytinli’de ikişer ve Bademli’de bir olmak üzere, toplam 11 hidrolik zeytinyağı imalathanesinin bulunduğu Gökçeada’da, 2000 yılında 152 ortaklı bir tesis kurulmuştur. Kasım-Şubat aylarında 1.500 ton zeytinin işlendiği bu tesisten 300 ton zeytinyağı elde edilmiştir.3 Yüzyıllardır Gökçeada’da doğal yöntemlerle yetiştirilen, dışarıdan hastalık kapmayan zeytin ağaçları, kısa sürede organik tarım sertifikası almaya hak kazanmıştır. Çanakkale Tarım İl Müdürlüğü’nün Gökçeada Kırsal Kalkınma Projesi kapsamında adada halen organik zeytin üretimi yapılmaktadır.

Arıcılık

Doğal üretim açısından eşsiz fırsatlar sunan Gökçeada’da yaşayanların önemli bir gelir kaynağı da arıcılıktır. Halen üretilen katkısız çam ve kekik balları Gökçeada’ya gelen yerli ve yabancı ziyaretçilerin haklı beğenisini kazanmıştır. Yaygın olarak yapılan arıcılık kapsamında Gökçeada’da yaklaşık 25.000 adet kovan bulunmaktadır. Kovan sayısının artırılması için çalışmalar devam etmektedir. Üretilen balların tüketiciye daha kaliteli ve sağlıklı bir şekilde ulaştırılabilmesi amacıyla da arıcılık kooperatifi kurulmuştur. Ayrıca adada kimyasal gübre ve ilaç kullanılmadığından organik bal üretimine de kolaylıkla geçilmiştir. 2014 yılı itibariyle Gökçeada’da organik arıcılık yapan yaklaşık 60 kişi bulunmaktadır.

Bağcılık

Adada M.Ö. 2900 yılından bu yana bağcılık yapılır. Gökçeada’da geçmiş yıllarda bağcılık ve buna bağlı olarak da şarapçılık sektörünün gelişmesi amacıyla devlet tarafından çeşitli teşvikler dağıtılmıştır. Ayrıca üreticiler kendi imkanları ile evlerinde ürettikleri şarapları piyasaya sunmuş ve bu sektörün yok olma tehlikesini ortadan kaldırmışlardır. Sektörün geliştirilmesi amacıyla Amerikan türü asma anaçları yerli türler ile aşılanmakta ve üzüm üretiminin dolayısıyla şarap üretiminin artması için faaliyetler devam etmektedir. Gökçeada’da organik sertifikalı çok değerli şarapları üreticilerinden almak mümkündür.

Seracılık ve Meyvecilik

Gökçeada’da seracılık, devlet desteği ile 2002 yılında başlamıştır. Seralarda genellikle iç tüketime yönelik sebze yetiştirilmektedir. Seralardan birkaçı Büyükdere Vadisi’nde ve Çınarlı’da toplanmıştır. Yeni seraların kurulabilmesi amacıyla destekleme faaliyetleri devam etmektedir. Meyvecilik adada dış pazardan çok iç tüketime yöneliktir. Başlıca meyveler badem, ceviz, dut, armut, erik, ayva, kayısı, şeftali ve vişnedir. Yıllık ürünü 50 tonu bulan bademlikler Muca deresi ağzında ve Eski Bademli köyünün yamaçlarında yaygındır.5

Hayvancılık

Gökçeada’da küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık da yapılmaktadır. Adada serbest olarak gezen koyun ve keçiler bulunmaktadır. Bu hayvanlar yıl boyunca doğada gezmekte, Haziran ayında sahipleri tarafından ürünleri değerlendirilmek üzere bir araya getirilmektedir. Adalıların madra yapmak diye tabir ettikleri uygulama kapsamında, koyunların kırkım işlemi, işaretleme ile kuzu eldesi ve damızlık seçimi yapmaktadırlar. Bu sistem Gökçeada’ya özgü yarı yabani koyun yetiştiriciliği olarak da nitelendirilebilir.

İmroz koyunu adlı tür, yüzyıldan fazla bir süredir sadece Gökçeada’da bulunur. İmroz koyunu, adanın ekolojisi ile bütünleşmiş, biyolojisi mevcut koşullara adapte olmuş bir ırktır. Süt veriminin diğer yerli türlere göre üstün olması bakımından değerlidir.6 Gökçeada keçisi de önemli bir genetik kaynağıdır. Ada’da ayrıca yem bitkilerinin üretimi teşvik edilmekte, mevcut meraların ıslah çalışmaları ile kümes hayvancılığı da desteklenmektedir.

2008 yılında uygulamaya konulan Organik Hayvan Yetiştiriciliği projesi kapsamında 43 büyükbaş ve 10 küçükbaş hayvan yetiştiricisi yer almaktadır. 2009 yılında 49 büyükbaş hayvan dağıtımı yapılmıştır. Projede yer alan büyükbaş ve küçükbaş hayvanların temini, Gökçeada-Bozcaada Tarımsal Yatırım Projesi’nce sağlanmış ve üreticilere dağıtımı yapılmıştır.

Balıkçılık

Gökçeada, Gelibolu Yarımadası’nın batı kıyıları açıklarında, Saroz Körfezi’ndeki konumuyla tam bir balıkçılık adasıdır. 1999 yılında açılmış Türkiye’nin ilk sualtı parkının da Gökçeada’da bulunması da balık tür çeşitliliğine katkı sağlamıştır. 2013 yılında yapılan araştırmada sadece 300 m2 lik alanda ve 5-10 m derinlikte görsel sayımla toplam 337 tür içerisinde 62 tür balık tespit edilmiştir.7

Ada’da küçük ölçekli balıkçılık hakimdir. Gökçeada balıkçıları başta Kaleköy olmak üzere Uğurlu ve Kuzulimanı’nı üs olarak kullanmaktadır. Adalı balıkçıların av sahası Ada civarı ile Kabatepe arasındaki sahadır. Gökçeada’nın asıl balıkçılığı dönemsel geçit balıklarına karşı oluşturulan uzatma ağları üzerinedir. 2000 yılından bu yana S.S. Gökçeada Merkez, Kaleköy, Bademli, Uğurlu Su Ürünleri Kooperatifi faaliyet göstermektedir. Gökçeada’da balıkçılık birçok aile için temel geçim kaynağıdır. Kılıç, istarvit, kolyoz, uskumru, sinarit, levrek, sarpa, çipura, mercan ve barbun gibi balıkların fazlası ada dışında tüketime sunulmaktadır.8 Gökçeada’nın çevresinde avlanan diğer türler arasında yer alan karides, ıstakoz, kalamar ve ahtapot çeşitleri de yer almaktadır.

Pansiyonculuk

Gökçeada’da ev pansiyonculuğu özellikle yaz aylarında halkın en önemli geçim kaynaklarından birini oluşturmaktadır. Sayıları her geçen yıl artan yerli ve yabancı turistlerin konaklama ihtiyacı, ev pansiyonculuğu ile karşılanabilmektedir. 2010 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Uğurlu Köyü’nün % 71’i, Yeni Bademli Köyü’nün %43’ü ev pansiyonculuğu ile uğraşmaktadır.9

1 YÜCEL, T. 1966. “İmroz’da Coğrafya Gözlemleri.” Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Coğrafya Araştırmaları Dergisi,  Sayı 1,  83.
2 AKGÜN, H. R. 2002. “Gökçeada’da Yaşam.” B. Öztürk (ed.), Gökçeada. Yeşil ve Mavinin Özgür Dünyası, 1-40. İstanbul.
3 Gökçeada Kitabı, s.15
4 CittaSlow Gökçeada, ÇOMÜ GUBY yayını, T.C. Güney Marmara Kalkınma Ajansı’nın  desteklediği “Cittaslow Gökçeada ve Eko-gastronomi Kültürünün Ulusal-Uluslararası alanda Tanıtılması Projesi” kapsamında hazırlanmıştır.
5 Gökçeada Kitabı, s.16
6 http://www.troiamedya.com/gokceadada-organik-hayvancilik-makale,869.html
7 Aslan-Cihangir, H.,Cihangir,B., Gökçeada Kıyılarının Tür Çeşitliliği Üzerine Sualtı Görsel Sayım Tekniği Uygulamaları, 17. Ulusal Su Ürünleri Sempozyumu, 3-6Eylül 2013, İstanbul, Özet Kitabı, s.71-72
8 Okan Akyol, Tevfik Ceylan, Gökçeada Balıkçılığı, Gökçeada Doğa ve Kültür Varlıkları içinde, Haz.Bayram Öztürk ve Yüksel Pazarkaya, Cem Yayınevi, 2014, İstanbul, s.93-96
9 Nazlı Uçar, Turizmin Kırsal Alana Etkisi: Gökçeada Örneği, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Antropoloji Anabilim Dalı’nda yüksek lisans Tezi, 2010, s.33.

960640-01-01

Gastronomi

Gökçeada gastronomisinin, damak tadını zorlamayan ve lezzeti dağıtmayan yalınlığı yüzyıllardan gelen tecrübenin ve geleneğin ürünüdür. Tüm gıdaların doğal ve temiz olması, pişirme yöntemlerinin sadeliği, denizin ve dağın bereketi Gökçeada mutfağına otantikliğini kazandırır.
Ana karadan uzak olmak ve denizin ortasında bulunmak elbette mutfağa da yansır. Taze balık çeşitleri, ahtapot, kalamar, karides, istakoz, deniz kestanesi, yengeç Gökçeada mutfağının önemli bir parçasıdır. Gökçeada’da balık, yerel sebzeler eşliğinde pişirilir. Bamyalı sarpa balığı, ıspanaklı kalamar, patatesli balık, denizkestanesi salatası, ahtapot yahni, deniz ürünleri çorbası mutlaka tadılmalıdır.
Ladolia zeytin ağacı, Türkiye’de sadece Gökçeada’da yetişir. Bu ağaç zengin aromalar ve lezzet içeren yağlık zeytin verir. Organik zeytincilik ve zeytinyağı üretimi adanın önemli geçim kaynağıdır. Geleneksel ada yemeklerinde her zaman lezzetli ve saf zeytinyağı kullanır.
Diğer Kuzey Ege adalarında olduğu gibi Gökçeada’da da radika, turp otu, şevket-i bostan, rapanya, sütlüot, stifno, hardal gibi otlar zeytinyağı ve sirkeyle hazırlanır. Yabani kekikle dolu tepelerden esen rüzgar adeta yemeklerin aromasını taşır. Bu kekikle beslenen hayvanların etleri çok daha lezzetli olur. Türkiye’nin tek yabani koyun ve keçi potansiyeli Gökçeada’dadır. Yaygın olarak koyun eti tüketilir, Paskalya kuzusu ya da oğlağı adaya özgü geleneksel yöntemlerle pişirilir. Söz konusu Gökçeada ise keçi eti ve keçi sütü ile hazırlanan ürünler, özellikle üç ay boyunca özel küplerde bekletilen kaşkaval peyniri gözden kaçırılmamalıdır. Kekikle beslenen arıların ürünü kekik balı, adaya özel tatlardandır.
Rum köylerinin zarif kahvelerinde dibek kahvesinin yanında mutlaka sakızlı muhallebinin ve mis kokulu krem karamelin tadına bakılmalıdır. Ortasına badem konularak yapılan domates reçeli ve bir tür özel vişne şurubu olan Vişinada, kuşburnu kurabiyesi, artık efsane olmuş Efibadem kurabiyesi yine Rum kültürüne özgü
geleneksel tatlardandır. Cicirya adı verilen, mayalı hamurla yapılan keçi peyniri, nane ve kekikli pizzayı denemek gerekir. Lezzetli ada etiyle hazırlanan, adalı ev kadınlarının marifeti mantıyı merkezdeki restoranlarda bulmanız mümkündür. Adada yetişen buğday, arpa ve çavdardan harika ekmekler üretilir. Fırında kuzu kapama, avcı böreği, çiğ börek, karadut dondurması, zengin tatları barındıran mezeler Gökçeada’ya haklı bir gastronomik şöhret kazandırmıştır.
Gökçeada’da M.Ö. 2900 yılından bu yana bağcılık yapılır. Geçmişten günümüze Gökçeada’nın şaraplık üzümü olarak Kalabaki, Vasilaki ve Mavropali bilinmektedir. Kalabaki üzümünden yapılan şarap, Gökçeada Şarabı olarak adlandırılır. Gökçeada bağlarında günümüzde Cabarnet Sauvignon, Shiraz, Merlot, Pinot Noir ve Chardonnay da yetişmektedir. Adada ayrıca incir ve badem de yetiştirilir.

Adadan ayrılırken, başka yerde bulamayacağınız kalitede organik şarap ve zeytinyağı, keçi peyniri ya da bal almanızı tavsiye ederiz. Gökçeada’da organik tarım sertifikalı üretim yapan firmalar, Türkiye çapında satış yapan bir organik süt, yoğurt ve peynir markası bulunmaktadır. Taze, doğal, adil, temiz olan bu ürünler size Gökçeada’yı hatırlatacaktır.
“Slow Food Gökçeada Convivium” 2006 yılından beri Slow Food üyesidir. “Yavaş yemek” felsefesini benimsemiş, dünyanın ilk ve tek Cittaslow adası olan Gökçeda’da değerli katılımcıların bilgilerini paylaştığı Eko-Gastronomi Kongreleri de düzenlenir.1 Gökçeada Slow Food hareketinin kurucu başkanı Carlo Petrini’nin “lezzet insan hakkıdır” düşüncesine uygun bir coğrafyadır.2

1 Cittaslow Gökçeada, ÇOMÜ GUBY yayını, T.C. Güney Marmara Kalkınma Ajansı’nın desteklediği “Cittaslow Gökçeada ve Eko-gastronomi Kültürünün Ulusal-Uluslararası alanda Tanıtılması Projesi” kapsamında hazırlanmıştır.
2 Nedim Atilla, Yavaşladık Gökçeada’daydık, Eko-Gastronomi Dergisi, Yıl 1, Sayı 1, Ankara, 2014, s.11.
top